E-BÜLTEN OCAK 2011    

Türkiye’de Hayvancılık Sektörü Geriliyor.
Türkiye’nin Hayvan Varlığı Azalıyor.



Dünyada hayvancılığın tarım içerisindeki payı yüzde 70’ler dolayında iken Türkiye’de bu oran yüzde 25’lerde kalıyor. Dünyada hayvan varlığı artış göstermesine karşın Türkiye’de düşüyor. Kırmızı et üretimimiz iç tüketimi bile karşılamazken, ihracatın sözü bile edilemiyor. Bal ihracatımız ise 3 senede 10 kat azalmış durumda. Şimdi ise AB yolunda sınavdan geçmek için geçmişin hataları telafi edilmeye çalışılıyor.

 

Türkiye’de uzun yıllar boyunca sadece bitkisel üretimin desteklenmesi nedeniyle “tarım” dendiğinde ilk akla gelen buğday, pamuk, tütün, çay gibi ürünler oluyor. Çünkü bu ürünler medyada çok yer alan desteklemelere konu oluyor ve geniş kitleleri ilgilendiriyor. Kitleleri bu denli ilgilendiren bitkisel üretimin desteklenmesi ise çoğunlukla hükümetlerin oy kaygısıyla hareket etmesinden kaynaklanıyor. Hayvancılığın ise yıllarca yürütülen yanlış politikalar nedeniyle geriliyor, rekabet ve üretim gücünü yitiriyor ve gün geçtikçe unutuluyor. Hayvancılıkta dünya fiyatları üzerine çıkan girdiler ve sektör dinamikleri dikkate alınmadan yapılan canlı hayvan ithalatları, sektörü üretim ve gelir kaybına uğratıyor. Oysa tarımın göz ardı edilen kısmı hayvancılık ve hayvansal ürünler insan beslenmesinde ve sağlığında en az bitkisel ürünler kadar önemli bir yer tutuyor. Hayvancılığın sadece büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık olarak algılanması da konuyu daraltıyor. Oysa hayvancılık içinde yer alan diğer önemli faaliyetler arıcılık, kürk hayvanı, ipekböceği ve kümes hayvanları yetiştiriciliği olarak sıralanıyor.  

Hayvancılık sektörü içerisinde birçok farklı faaliyet olduğundan, kapak konumuzda ağırlığı canlı hayvan ve su ürünleri ve mamullerine vermeyi seçtik. Canlı Hayvan, Su Ürünleri ve Mamulleri sektörü içinde yer alan alt sektörlerden en önemlilerini ise canlı hayvanlar, hayvansal ürünler, süt ve süt ürünleri, balıklar ve su ürünleri oluşturuyor. Ancak önemli alt sektörleri de küçük başlıklar halinde inceledik.

 

TÜRKİYE’NİN HAYVAN VARLIĞI AZALIYOR

Beyaz ve kırmızı et, yumurta, süt, bal gibi beslenmemizde önemli yer tutan ve tüketimi oldukça yaygın olan ürünlerin hammaddesi olarak tanımlanan canlı hayvanlardan ilk akla gelenler koyun, keçi ve sığır türleri oluyor. Bu hayvanlar Türkiye’deki et ve süt üretiminin çok önemli bir kısmının da kaynağı. Uluslararası Tarım ve Gıda Örgütü (FAO) verilerine göre son üç yıl içerisinde bu üç türün varlığı Türkiye’de azalıyor. Dünyada ise durum Türkiye’nin tersine bir gelişim sergiliyor. Dünya sığır varlığı 2002 – 2004 döneminde yüzde 0,8 artıyor. Aynı dönemde koyun varlığı yüzde 2,4; keçi varlığı ise yüzde 4,4 artış gösteriyor.

Oysa Türkiye genelinde hayvancılığın önemli bir kısmını oluşturan bu üç türün varlığında düşüş yaşanıyor. Bunun sebebi, hayvancılıkla ilgili politikaların yanlışlığı ve hayvancılığın tarım içerisindeki yerinin gerektiği kadar önemsenmemesi. Ülkemizde hayvancılığın, tarım içinde yaklaşık olarak yüzde 25’lik bir payı bulunuyor. Oysa bu oran gelişmiş ülkelerde yüzde 60 – 70’ler düzeyinde. Bu iki oran arasındaki fark bile, ülkemiz tarımında hayvancılığın ne kadar geri plana itildiğini önemli bir göstergesi. Tarım içinde hayvancılığın yerinin bu denli az olmasının yanı sıra, var olan hayvancılığın sorunları da oldukça fazla. Sektörün en önemli girdilerinden biri olan hayvan yemlerinin fiyatlarının yükselmesi maliyetleri artırıyor. Hayvan yemlerinin en önemli hammaddelerinden olan buğday ve mısırın iç piyasada desteklenmesi neticesinde kaba hayvan yemi açığı oluşuyor, bu sayede de maliyetler hızla artıyor. Bu durumda da zaten küçük ölçekli bir yapıyla hayvancılığı sürdüren köylülerin elindeki 3-5 hayvanı da elden çıkarmasına yol açıyor. Bu kaçınılmaz süreç de Türkiye’deki hayvan varlığını düşüş trendine sürüklüyor.

 

HAYVAN YEMİ AÇIĞI KAPANMIYOR

Türkiye’de bitkisel üretimin desteklenip hayvansal üretimin geri plana itilmesinin, hayvansal üretimin en önemli girdilerinden olan yem bitkileri üretimini de olması gerekenin onda biri seviyesinde tutuyor. Yem bitkisi üretiminin olması gerekenden bu kadar düşük bir seviyede kalmış olması, esasen ülkemiz tarım kesiminin bilgisizliğinden kaynaklanıyor. Köylüler saman gibi eskiden kalma yöntemlerle hayvanlarını besliyor ya da yapay yemlere yöneliyorlar. Yıllardır ülkemizde uygulanan yanlış tarım sübvansiyonu politikaları neticesinde zaman zaman Türkiye’deki kuru yem fiyatları dünya fiyatlarının 2–3 katı fazlasına mal oluyor. Yem bitkisi üretiminin teşvik edilmemesi nedeniyle oluşan yetersiz üretim de, kaba ve kesif yem fiyatlarında artışa sebep oluyor. Bunun sonucunda da yüksek tüketici fiyatları nedeniyle et tüketimi azalıyor ve arz da daralıyor.   

Kaba yem olarak adlandırılan yem üretimi ülkemizde istenilen seviyeye bir türlü getirilemiyor.  Ancak son dönemlerde yapılan desteklemelerle bu konuda bazı gelişmeler yaşanıyor. Yem bitkileri üretiminin devletçe desteklenmesiyle kaba hayvan yemi açığı kapatılmaya çalışılıyor. Bu desteklemelere çiftçinin yem bitkileri üretimine ilgisi artıyor. Ancak Türkiye’nin kaba hayvan yemi açığı hala kapanmış değil.

Hayvancılıkta yaşanan sorunlar doğal olarak ihracat rakamlarına da yansıyor. Dünyada zaten ticareti zor olan canlı hayvan ve mamulleri sektöründe ihracatımız hızla düşerken, senelere göre de ürünler bazında dalgalanmalar yaşıyor.     

 

CANLI HAYVAN İHRACATI HIZLA GERİLİYOR

Hayvancılığın planlı politikalarla desteklenmemesi ve var olan kaba yem açığının kapatılamaması neticesinde zaten işletme ölçeği küçük olan canlı hayvan yetiştiriciliğinin giderek küçülmesi, ihracat ve ithalat rakamlarına da yansıyor. Türkiye’nin canlı hayvan ihracatı 2003 yılında hızlı bir düşüş sergiliyor. “Damızlık olmayan koyun” ihracatı 2002 yılında 25,5 milyon dolar seviyesinden; 2003 yılında 3,2 milyon dolar seviyesine düşmüş durumda. Canlı hayvanlar ihracatında yaşanan değişimler dönemsel olarak ta büyük farklılıklar gösteriyor. Bunun en önemli sebebi amaca yönelik olarak yapılan ihracatların belirli bir hayvan türünden olmayışı ve ihraç edilen türlerde sağlanmış bir istikrar bulunmaması.

Hayvansal ürünler içerisinde kırmızı et ve beyaz et en önemli yeri teşkil ediyor. Yumurta, bal üretimi ve diğer hayvanların etleri ve parçaları da (örneğin kurbağa bacağı vb.) hayvansal ürünlerin diğer kısmını oluşturuyor. Bu hayvansal ürünlerin dış ticaretinde Türkiye lehine bir denge bulunuyor. Türkiye’nin hayvansal ürünler ihracatı, ithalatının yaklaşık 4–5 katı civarında. Ancak hayvansal ürünler ihracatında yıllara göre önemli dalgalanmalar yaşanıyor. Ancak bu dalgalanma ihracat rakamları bazında değil, ihraç edilen ürünlerin değişmesinden kaynaklanıyor. Örneğin 2003 yılında önemli bir yer tutan bal ihracatı gitgide azalmış ve neredeyse yok olma noktasına gelmiş durumda. Fakat buna karşılık kanatlı eti ihracatında yaşanan artış sektör ihracatının sabit kalmasını sağlıyor.  

 

KANATLI ETİ SEKTÖRÜ YÜKSELİŞTE

Kanatlı eti Türkiye’de kurumsal bir yapıya kavuşmuş durumda. Kanatlı eti grubu içinde üretim yapan tesisler genel olarak entegre olan tesisler. Sektörün üretim kapasitesinin yüzde 84’ünü oluşturan ilk 20 firmaya bakıldığında, bu firmalardan 16 tanesinin damızlık üretimi, yem üretimi, kuluçkahane ve kesimhaneden oluşan entegre bir zincire sahip olduğu gözüküyor. Bu yüksek entegrasyon düzeyi firmaların kanatlı eti sektörüne yaptıkları yatırımların da kanıtı.  

FAO verilerine göre Türkiye’nin kanatlı eti üretimi hızlı bir artış sergiliyor. Türkiye kanatlı eti üretiminde hızlı bir artış sergilemesiyle ihracatı da buna paralel bir artış gösteriyor. Her ne kadar ihracatta hızlı bir artıştan bahsedilebilse de, sektör için ulaşılan değerler çok küçük. Kanatlı eti ihracatı hızlı bir artış trendi göstermesine rağmen bu artış sektör potansiyelinin çok altında kalıyor. Avrupa Birliği’ne ihracatın başlaması ile kanatlı eti ihracatının çok daha üst düzeylere çıkması bekleniyor.

Kanatlı eti sektöründe güzel gelişmeler yaşanırken, kırmızı et üretiminde ve ihracatında sorunlar devam ediyor. 

 

KIRMIZI ET SEKTÖRÜ ALARM VERİYOR

Hayvansal ürünler içerisinde en önemlilerinden biri kuşkusuz kırmızı et. Ancak Türkiye kırmızı et ürünlerinde iç talebi dahi karşılayamıyor. Sektördeki ağır tahribat sonucunda 1982–2002 döneminde sığır mevcudu 14.4 milyondan 10.5 milyona gerileyerek yüzde 30 azalmış, koyun varlığı 49.6 milyondan 27 milyona yüzde 45 gerilemiş, çayır ve mera alanlarımız ise 21 milyon hektardan 12 milyon hektara inmiş durumda. 

FAO verilerine göre de Türkiye’nin kırmızı et üretimi düşüş trendine girmiş durumda. 2002 yılında yaklaşık 650 bin ton olan Türkiye’nin kırmızı et üretimi, 2004 yılında 600 bin ton düzeyine gerilemiş. İhracat ise yok denecek kadar az. Desteklenen diğer tarımsal ürünlerin fiyatları hayvan besleme maliyetlerini artırdığı için de Türkiye’nin kırmızı et üretimi düşüyor. İnsan beslenmesinde çok önemli bir protein kaynağı olan etin ülkemizde daha fazla üretilmesi için gerekli desteğin sağlanması gerekiyor. Aksi taktirde Türkiye’de tarımın önemli bir parçası olan hayvancılık duracak ve bitkisel üretim de bundan olumsuz etkilenecek.

Kırmızı et üretiminin Türkiye’de genel olarak küçük işletmelerde yapılıyor olması da sektör için dağınık bir yapı oluşturuyor. Bu dağınık yapı sektörün entegre bir yapıya ulaşmasını da engelliyor. Bu dağınık yapı ve hayvancılıktaki kayıt dışılık kırmızı et sektörünün önündeki en önemli engeller olarak dikkat çekiyor.

 

KAYIT DIŞILIK SORUNU, DAİMA!

Türkiye’de kırmızı et sektörünün en önemli sorunlarından biri de kuşkusuz kayıt dışılık. Kaçak et ve hayvan girişleri nedeniyle gerçek üretim rakamlarına ulaşmak neredeyse imkânsız. Resmi rakamların dikkate alınarak yapılan bir incelemede, 380–680 bin ton arasındaki üretim ve tüketim farkı kayıt dışı üretim olarak gözüküyor. Çünkü canlı hayvan ve kırmızı et ithalatı uzun yıllardan beri yasak. Kayıt dışı üretimin ana kaynağı ise, kaçak kesim, kurbanlık ve adaklık kesimler olarak görülüyor. Kaçak kesim, kurbanlık ve adak hayvanlarından elde edilen et üretiminin ise yaklaşık olarak 150–200 bin ton civarında olduğu tahmin ediliyor. Bunun dışında kalan yaklaşık 100–150 bin ton miktarın ise ülkemize kaçak olarak girdiği tahmin ediliyor. Uzmanlar, iktisaden kaçağın önlenebilmesi için ülke içerisinde hayvancılığı geliştirici tedbirlerin alınması ve arz talep dengesi çerçevesinde resmi ithalatın yapılması gerektiğini dile getiriyorlar.

AB üyelik sürecinde önümüzdeki 5 yıllık kritik dönemin et sektöründe hazırlık ve uyum süreci olacağı düşünüldüğünde, hükümetin sektörde önlem alması gerekliliği ortaya çıkıyor. Bu nedenle de hükümet hayvancılık sektörünü stratejik sektör ilan ederek, bazı teşvikler uygulamaya başladı bile.

Hükümetin bu teşviklerle ulaşmak istediği hedef, büyükbaş hayvanda, yıllık 2,2 milyon baş olan besi hayvanı sayısını 2013 yılı itibariyle 3,5 milyon başa çıkarmak, et verimini 172 kilogram / baş’tan 250 kilogram / baş’a yükseltmek ve bu çerçevede halen 10 kilogram olan kişi başına tüketimi, yıllık 16 kilograma yükseltmek. Benzer hedefler küçükbaş hayvancılık için de koyulmuş durumda. Bu hedeflere göre, 20 milyon olan damızlık hayvan sayısını 2013 yılı itibariyle 45 milyon başa çıkarmak, yıllık kesim miktarını 11 milyon adetten 25 milyon adede çıkartmak hükümetin hedefleri arasında yer alıyor.

Eğer bu uzun vadeli hedefler tutturulacak olursa ve 3 Ekim’de başlayacak olan AB müzakerelerinde Türk Hayvancılığı ve Mamulleri Sektörü masada doğru savunulursa üretimin ve ihracatın önü açılabilecek gibi gözüküyor.      

 

DÜNYA’YA SUCUK VE PASTIRMA SATABİLİRİZ

Hayvansal ürünler iç ve dış pazarlarda birçok şekilde işlenerek satılıyor. İşlenmiş hayvansal ürünler içerisinde kırmızı ve beyaz etten işlenmiş salam, sosis, sucuk vb. ile hayvanların -doğrudan- yenilmeyen ürünleri, bağırsak, balık unu vb. bulunuyor.

Kırmızı ve beyaz etten işlenmiş ürünler kapsamında sosis, salam, sucuk, pastırma, füme etler ve hazır yemekler bulunuyor. Bu ürünlerden pastırma ve sucuk Türkiye’ye has ürünler ve bu alandaki tüketimin büyük bir bölümü bu iki üründe yoğunlaşıyor. Bu iki geleneksel ürünün üretimi, modern tesislerde ve yerel küçük işletmelerde yapılıyor. Çiğ olarak da tüketimi yaygın olan bu iki ürünün üretim standartlarının belirlenmesi ve denetlenmesi gerekliliği açık. Geleneksel bu iki ürünümüz üzerine Ar-Ge çalışmaları yapılarak bu ürünlerin dünyanın çeşitli ülkelerine pazarlanması gerekiyor hiç kuşkusuz bektöre uzun zamandır beklediği ivmeyi verebilir.

Sosis, salam, füme et ve hazır yemek ürünlerinin üretimi ise sucuk ve pastırma üretimiyle kıyaslandığında daha çok yatırım ve araştırma gerektiren bir alan. Bu ürünlerin üretiminin yapıldığı modern tesislerde gereksiz üretim katkı maddelerinin kullanımından son yıllarda vazgeçilmiş durumda ve üretim teknolojisi ile ilgili yatırımlar yapılıyor.

Hayvansal ürünler içerisinde doğrudan yenilemeyen bağırsak ise Türkiye için oldukça önemli bir ihracat kalemi, fakat bağırsakçılıkta Türkiye ihracat pazarını kaybetme riskiyle karşı karşıya.          

 

BAĞIRSAK DEYİP, GEÇME

Ülkemiz Canlı Hayvan, Su Ürünleri ve Mamulleri ihracatında önemli bir yere sahip olan bağırsakçılığın durumu sektör genelindeki kırmızı et işletmelerinin dağınıklığından etkileniyor. Bağırsakçılık ülkemizde eski yöntemlerle ve dağınık kesimlerin fazlalığı nedeniyle önemli derecede zarar görüyor. Eski yöntemlerle ve dağınık kesimler nedeni ile bağırsakların işlenmesinde önemli derecede kayıplar oluyor. Kesimlerin dağınık olması nedeni ile bağırsaklarda işleme yerine ulaşıncaya kadar önemli kalite kayıplarının oluştuğu görülüyor. Büyükbaş hayvan bağırsakları hava kurusu olarak işleniyor ve genel olarak sucuk yapımında kullanılıyor. Küçükbaş hayvan bağırsaklarının ise ince bağırsakları işleniyor ve bu tip hayvanların bağırsakları yurtdışına ihraç ediliyor. Bu bağırsaklar çeşitli sosis ve salamların hammaddesi olarak kullanılıyor.

Hayvansal kaynaklı diğer ürünler ihracatının en önemli kalemi ise “koyun cinsi hayvanların asorti bağırsakları”. İşlenmiş hayvansal ürünler ihracatının yaklaşık yüzde 80 - 85’i bu üründen oluşuyor. Alıcı sıkıntısı yaşamayan bu ihraç kalemi, Türkiye’de kesilen küçükbaş hayvan sayısındaki düşüş nedeniyle hammadde sıkıntısı yaşıyor. Bağırsak konusundaki hammadde sıkıntısının aşılması içinse kısa vadede tek çözüm, hammaddenin ithal edilmesi olarak gözüküyor. Uzmanlar, bağırsak işletmelerinin ancak bu şekilde istihdam ve katma değer yaratmaya devam edebileceğini söylüyor. Bu çözüm için hammadde sağlayacak ülkelere yakın olmamıza rağmen, bağırsak ithalinde büyük sorunlar yaşanıyor. Buna bağlı olarak ihracatın da önü tıkanıyor. Bağırsak ithalinde yaşanan sorun, hammadde ithal edilecek ülkelerden şap hastalığı nedeniyle hayvan mamulleri ithalatının yasak olması. Yapılan çeşitli tetkik ve araştırmalarda, bağırsağın geçirdiği işlemler sonucunda şap mikrobu barındıramayacağı ve mikrop taşısa bile canlı hayvanlara yeniden bulaşma ihtimali olmadığı söyleniyor. Ancak bilimsel çalışmaların kanıtladıkları, ithal yasağının kaldırılmasında etkili olmuyor ve ülkemiz “asorti bağırsak” pazarını kaptırma tehlikesi yaşıyor.

Asorti bağırsak pazarını kaptırma tehlikesi sürerken, önemli hayvansal ürünlerden biri olan balda ise çoktan ihracat pazarlarımızı kaptırmış durumdayız. Üç yıl önceye göre dış pazarlara 10 kat daha az bal satıyoruz.

 

BAL GİBİ İHRACAT ZEHİR OLDU

Hayvansal ürünlerden önemli bir tanesi olan “bal”da Türkiye dünyanın en önemli üretici ülkelerden bir tanesi. Ülke coğrafyamızın kıyıdan iç kesime doğru artan rakımı sayesinde bitkilerin çiçeklenme mevsimleri değişiklik gösteriyor ve bu durum da arıcılık için Türkiye’nin uygun bir coğrafya olmasını sağlıyor. Ayrıca Türkiye’de dünyada yer alan ballı bitki türlerinin dörtte üçü de bulunuyor. Bu elverişli koşullara rağmen Türkiye’de koloni başına bal üretimi diğer ülkelerin gerisinde kalıyor.

Türkiye’de son dönemde bal ile ilgili yaşanan sorunlar ihracatı da etkiliyor. Dünyanın en büyük dördüncü üreticisi olan Türkiye, 2003 yılındaki 39 milyon dolar ihracat seviyesinden, 2004 yılında 17 milyon dolar seviyelerine, 2005 yılının ilk yedi ayında ise 3,4 milyon dolar seviyesine düşmüş. Yapılan bal ihracatının bu kadar hızlı bir düşüş yaşaması, Türk balı imajının zedelenmesi ile yakından ilgili. Dünyanın en büyük bal üreticilerinden biri olan Türkiye’nin bu potansiyelini ihracata yeniden dönüştürmesi gerekiyor.

Bal ihracatımızda düşüş yaşanırken, yumurta ihracatımız 2004 yılıyla birlikte hızlı bir yükselişe geçiyor. Piyasada yumurta arzı fazlası oluşmasıyla, yumurta ihracatımız ayağa kalkıyor. 

 

YUMURTA İHRACATI ARTIYOR

Son dönemde yumurta üretimine ağırlık veren Türkiye’de yumurta üretiminde hızlı bir artış yaşanıyor. Oluşan arz fazlası, yumurta fiyatlarını Türkiye’de 2003 döneminden bu yana en düşük seviyesine düşmesine sebep oluyor. Arz fazlasının değerlendirilmesi amacı ile de yumurta ihracatımız artıyor. 2004 yılında yaklaşık olarak 6,8 milyon dolarlık “kuluçkalık ve damızlık olmayan yumurta” ihraç edilmişken, 2005 yılının ilk 7 ayındaki ihracat değeri 4,3 milyon dolar seviyesinde seyrediyor.

Yumurta üretiminde ve ihracatında yaşanan artış, süt ve süt ürünlerinde de yaşanıyor. Süt ve süt ürünlerinin dış ticaret hacmi 2005 yılıyla birlikte hızlı bir yükseliş trendine girmiş durumda

 

SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ KENDİNİ TOPARLIYOR

Türkiye’de yılda 10 milyon süt üretiliyor. Ancak bu miktarın sadece 2 milyon tonu kayıtlı işletmelerde üretiliyor. 8 milyon ton süt ise sokak sütü olarak ya da küçük çiftlikler düzeyinde kayıt dışı olarak piyasaya sunuluyor. Hayvansal ürünler içerisinde önemli bir yere sahip olan sütün de kaderi aynı: “Kayıt dışılık.” Ancak ülkemizde hemen hemen her sektörde var olan kayıt dışılık sorununun süt sektöründe kısa vadede çözümü oldukça zor gözüküyor. Çünkü konunun sosyal boyutu göz ardı edilemeyecek kadar büyük. 8 milyon ton süt yüz binlerce insanın geçim kapısı. Bu nedenle yasaklamalardan ziyade üreticiyi ve işletmeyici zorlayıcı tedbirlerin alınması gerekiyor.      

Süt ve süt ürünleri sektörü, çiftlikten toplanan sütü işleyerek tüketiciye ya da diğer sektörlere ürün olarak sunan sektör olarak tanımlanıyor. Süt ve süt ürünleri sektörü, gıda maddesi üreten işletmelerin yaklaşık yüzde 16’sını bünyesinde barındırıyor. Buna rağmen süt üretimi düşme eğilimi gösteriyor. 1991 – 2000 yılları arasında Türkiye’de kişi bağına süt üretimi yıllık yüzde 2 düşüş gösteriyordu. Süt üretimindeki düşme eğilimi 2002 yılında da sürdü. 2003 yılında ise Türkiye’nin süt üretiminde önemli bir artış yaşandı. Süt üretiminde yapılan modern ve büyük ölçekli tesisler ile üretimin daha üst seviyelere tırmanması bekleniyor.

Türkiye’nin süt üretiminin artırılması için verimli ırklar ile süt üreticiliği yapılması gerekiyor. Bunun en çarpıcı örneği inek başına elde edilen süt verimi. Örneğin Kanada’da inek başına süt üretimi yılda 9.200 litre, Avrupa Birliği’nde 5.400 litre, Türkiye’de ise 1800 litre düzeyinde. Türkiye’nin hayvancılık politikasında yapacağı değişiklikler ile daha verimli ırkların ülkemizde beslenmesinin teşvik edilmesi, hem hayvancılık ile geçimini sağlayan kesimin refahını artıracak hem de sektörün üretimini artırmasına önemli katkılar yapacak. Ancak sektörde modern ve ilkel üretim koşullarında üretim yapan işletmeler bulunuyor. Bu işletmelerin önemli bir kısmı mandıra denilen ve mevsimsel üretim yapan yerler. Mandıraların büyük bir kısmında üretim ilkel koşullarda, hijyen şartları sağlanmadan yapılıyor. Genel olarak mandıralar hijyen koşullarını uymak, işçi sigortalarını ödemek ve çevre ile ilgili koruyucu önlemleri almak gibi konularda sorumluluklarını yerine getirmiyor. Bu da modern tesislere oranla önemli bir maliyet avantajı sağlıyorlar. Diğer uçta olan modern tesisler ise, tüm hijyenik koşullara uyarak gelişmiş ülkelerin standartlarına uyacak düzeyde üretim yapıyor. Bu iki tip işletme haricinde, üretilen sütün önemli bir kısmı da çiftliklerde işleniyor. Türkiye’de işlenerek satışa sunulan süt ve süt ürünleri haricinde önemli bir miktarda süt de sokaklarda hijyenik olmayan koşullarda son kullanıcıya ulaşıyor.

İç pazarda süt ve süt ürünleri sektörü çok bölünmüş olsa da, alt sektöre yapılan yatırımlar dış ticarette kendini göstermeye başlıyor. Dış ticaret hacmi hızla artıyor. İthalatın artışında dahilde işleme rejimi kapsamında yapılan süttozu ithalatı öne çıkıyor. Süt ve süt ürünlerinde ihracatın artış hızı 2005 yılında yükseliyor.

 

BALIKLAR İHRACATI ŞENLENDİRİYOR

Türkiye coğrafi yapısı nedeni ile balıklar ve su ürünleri önemli bir avantaja sahip. Balık çeşitliliği açısından zengin olan Karadeniz, Ege ve Akdeniz’de kıyıları bulunan

Ülkemiz; bu avantajını geçmişte, bilinçsiz avlanarak ve denizleri kirleterek, aleyhine çevirmiş

olsa da; son dönemde bu avantajını yeniden kazanma yönünde ilerliyor.

Balıklar ve su ürünleri sektöründe konserve, dondurulmuş ürünler ve çiftlik ürünleri haricinde bir kurumsallaşma görülmüyor. Deniz kıyısındaki yerleşim birimlerinde (Karadeniz Bölgesinin bazı kesimleri hariç) balıkçılık küçük bir kesimin geçim kaynağı oluyor, halkın bir kısmı tarafından ise hobi olarak görülüyor. Türkiye’nin denizden elde ettiği balık ve su ürünleri konusunda sağlıklı bir bilgi edinmek mümkün değil. Aynı zamanda elde edilen bu ürünlerin çok çeşitli olması nedeni ile ürün ve tüketimin dağılımı konusunda bir inceleme mümkün olmuyor.

Su ürünleri sektöründe son yıllarda balık çiftlikleri önemli gelişmelerin gösteriyor. Çiftliklerde özellikle orkinos, çipura ve levrek balıkları besleniyor. Bu balıklardan çipura ve levreklerin bir kısmı iç tüketime sunuluyor önemli bir kısmı ise ihraç ediliyor. Orkinos balığı ise taze soğutulmuş ve dondurulmuş olarak ihraç ediliyor. İç tüketime sunulan balıklar genelde taze soğutulmuş olarak tüketiciye ulaşıyor. Son birkaç aylık zaman diliminde bu balıklardan imal edilmiş dondurulmuş hazır yemeklerin de piyasada yerini aldığı görülüyor.

Ancak balıklar ve su ürünleri grubu içerisinde yer alan kabuklu ürünler, balıklar ve yumuşakçaların dünyadaki üretiminden, Türkiye sahip olduğu geniş sahil şeridine rağmen, düşük pay alıyor.   

Balıklar ve su ürünleri sektörü içerisinde, kültür balıkçılığından sağlanan üretimde ise Türkiye kapasitesini artırma yönünde ilerliyor. Türkiye’nin balıklar ve su ürünleri sektöründe dış ticareti ise fazla veriyor. Böylelikle sektör Türkiye için önemli bir döviz girdisi sağlıyor. Türkiye alt sektör mamullerinde, 2004 yılında yaklaşık 160 milyon dolar dış ticaret fazlası veriyor. Bu değer 2002 – 2004 arasında sağlanan düzenli bir artışın sonucu. Balıklar ve su ürünleri alt sektörünün ilerleyen yıllarda daha fazla dış ticaret fazlası vermesi kaçınılmaz görünüyor.

Balıklar ve su ürünleri ihracatının son bir yıllık dönemde yüzde 22,2 oranında arttığı görülüyor. Bu artış balıklar ve su ürünleri alt sektörünün ihracatındaki artışın sürdürüleceğinin de göstergesi olarak kabul ediliyor.

 

Türkiye’de ve AB’de rakamlarla hayvancılık

Türkiye’de hayvansal üretimin tarımdaki payı yüzde 25 iken AB’de yüzde 49.

Türkiye’de karkas et verimi 164 kilogram iken AB’de 275 kilogram.

Türkiye’de bir yılda ortalama süt verimi 1.800 litre iken AB’de 5.400 litre.

Türkiye’de 4.1 milyon tarım işletmesi bulunurken AB’de 7.5 milyon tarım işletmesi faaliyet gösteriyor.

Türkiye’de işletme başına düşen ortalama sığır sayısı 4 baş iken AB’de 45 baştır.

Türkiye’de 1 kilogram sığır etinin üretim maliyeti 4.5 Euro iken AB’de 2.5 Euro.  

 

Türkiye’de hayvancılığın ritmi

Türkiye’nin hayvan varlığı gün geçtikçe azalıyor.

Canlı hayvan ihracatı düşüyor.

Kanatlı eti üretimi ve ihracatında artış umut vaat ediyor.

Kırmızı et üretimi geriliyor. İhracatı ise yapılamıyor.

Bağırsak sektöründe hammadde sıkıntısı yaşanıyor.

Bal ihracatı 3 yılda 10 kat geriliyor.

Süt ve yumurta üretimindeki arz fazlası ihracatı körüklüyor.

Su ürünleri ihracatı balık çiftliklerinin kurulmasıyla tavan yapıyor.

      

 


Kaynak: http://www.iib.org.tr/IIB_Portal/DesktopDefault.aspx?tabid=1056&CatalogID=183&mid=2032